İçeriğe geç
CANLI --:-- Cumartesi, 03 Ekim 2026
–°
Samsun Hava durumu –° Dolar 49,11 0,16% Euro 55,26 0,53% Gram Altın 6.572 0,79% Bitcoin 84.830$ 0,39% BİST 100 12.270 0,17% Brent 102,25$ 0,06%
HAYVAN HAKLARI VE 4 EKİM

Hayvan Hakları Ve 4 Ekim

Hayvan dostları ilk kez İngiltere’de, 1822 yılında hayvanları korumak, insanların hayvanlara iyi davranmalarını, daha iyi koşullarda beslenmelerini ve barınmalarını sağlamak amacıyla Hayvanları Koruma Birliğini kurdular. Ülkemizde ise bu hareketin başlama yılı 1908’dir.

Dünya üzerinde yok olma tehdidi altında bulunan hayvan türlerine dikkat çekmek üzere 1931 yılında 4 Ekim, Hayvanları Koruma Günü ilan edildi.

Türkiye’de hayvan hakları, 2004 yılında çıkarılan bir yasa ile koruma altına alınmış, fakat bu yasalar hayvanları “hak sahibi” varlıklar olarak tanıyan yasalar olmamış ve yetersiz kalmıştır.

Hayvanlarımız, bir yaşam öznesi olan, his ve duygu sahibi canlılardır; dostlardır. Onlar da acı duyarlar, mutluluk hissederler, hatta endişelenirler ve hatırlarlar.

Bir taraftan salgın hastalıklar, orman yangınları, sel ve su baskınları, buzulların erimesi; diğer yandan içilecek suyumuzu, temiz toprağımızı, akciğerlerimize alabileceğimiz temiz havamızı kaybediyoruz.

Tüm bu olaylardan bizden, insanlardan daha fazla ve çabuk etkilenen taraf ne yazık ki hayvanlarımızdır. İnsanlar gibi daha güvenli bir bölgeye kaçamıyor ve seslerini duyuramıyorlar.

Bütün bunlara rağmen fedakârlık yine onlardan geliyor. İnsan ve insanlık için, en başta insanlığa hizmet edecek olan deneyleri ilk onlarda başlatıp, alınan sonuçlara göre devamında insanlara uygulamıyor muyuz?

Ülkemiz de dâhil bütün dünyada COVID-19 deneylerinin ilk basamağı bu dostlarımız değil mi?

Uyuşturucu tacirlerinin belalısı değiller mi?

Güvenlik kuvvetlerimiz ile bomba arayıp bulmuyorlar mı?

Bazı hastalıkların tanısında kullanılmıyorlar mı?

Elbette söyleyecek çok şey var ama söylenmeyenleri de okurlarım tamamlasın istedim.

Hayvanın seçtiği bölge ve alanda doğal biçimde özgürce yaşama,

Davranışlarını ifade etme,

Üreme,

Kendi yaşam biçimini seçme,

Öldürülmeme

hakları vardır ve bunun savunucusu ve gözetmeni insanlık olmalıdır.

Başka alanlarda spor yapamıyoruz gibi avlanmayı da spor olarak kabul ediyor, bakanlığın izni ve ihalesiyle nesli tükenmekte olan kızıl geyikleri, yaban keçilerini ve diğerlerini kendimiz de öldürme hakkımız olduğunu düşünüyoruz; sanki can almanın doğru bir yanı varmışçasına. Doğa derneklerinin itirazıyla adalet mahkemeleri bu yanlışa “dur” diyor.

Onlar için:

Kapı önüne su ve mama bırakalım.

Arabaya binmeden önce kaputa vuralım.

Kullanmadığımız battaniyeleri uygun yerlere koyalım.

Hayvanlar için ilk yardım öğrenelim.

Hasta hayvanlarımızı veteriner hekimlerimize götürelim veya yardım isteyelim.

Üniversitede okuduğum 1978 yılında, bir arkadaşımla birlikte Atatürk Orman Çiftliği Hayvanat Bahçesi’ni gezerken kafeslerde yaşayan hayvanları görünce, “Düşünsene, hayvanların bizim yerimize geçtiğini ve bu kez onların insanları kafese kapatıp baktıklarında ne düşünürsün?” demiştim. Cevabı sadece bir gülümseme olmuştu.

Son sözüm:

Hayvanlar konuşabilselerdi, insanlık olarak kendimizden utanırdık.

İlginizi Çekebilir